Ben artık halkın Fenerbahçelisiyim…
Aylardır içimde kalan bir konuyu sonunda paylaşacağım.
Bildiğiniz gibi, damarlarımı kesip kan akıtma konusunda olmasam da, daha maddesel ve mantıklı bir şekilde Fenerbahçeli olduğumu bilmeyen arkadaş yoktur.
Fenerbahçeli olmak, bize aileden de değil, yıllarca üzerinde Fenerbahçe formasını çıkarmadan mücadele eden ağabeylerimden, beni Fenerbahçeli yapmak için üç kuruş maaşından çikolata alan tilkilerden, en önemlisi her gördüğümde bana daha çok cazip gelen sarı-lacivert renklerden kalma bir mirastır.
Hiçbir zaman başka bir takımı tutmayı düşünmedim, çünkü hiçbir takımın renkleri, o insana kazanma tutkusu veren sarı-lacivert değildi. Çünkü hiçbir ağabeyimiz, taşıdığı formaya, saatine Dünya’nın parasına bayıldığı dandik halı sahada bile, aşk ile bağlı değildi.
Daha 5 yaşımda, 94 sezonunda 2 puan ile kaybettiğimiz şampiyonlukta nasıl üzüldüğümü hala hatırlarım. Tabii ki o zamanlar bizi çeken ne paraydı, ne de menfaat. Sarı-lacivert renklerin cazibesi ve tabii ki ağabeylerin tavsiyesi…
Ağabeyler dediğime de bakmayın, hiçbirini bugün tanımam. Evimizin yakınındaki halı sahada, sokakta gördüğüm, babamın “yanımda olduğu nadir anlarda” beni izlemek için götürdüğü maçlarda oynayan ağabeylerdi. Onların Fenerbahçe sevgisi, benim de yüreğimde düşen ateşin ilk kıvılcımları olmuştu.
Yine gittiğim ilk “profesyonel maç” bir Galatasaray-Trabzon maçıydı. Henüz 4 yaşımdaydım. Elimdeki Trabzon bayrağı ile staddan döndüğümde, babam bayağı sevinmiş doğal olarak. Ama ilk defa bir bayrağım olmuştu, cazibesi sadece buydu, gönlüm yine Fenerbahçelilikteydi. Çünkü çizdiğim resimlerde yine Fenerbahçeli bir futbolcu olmak istiyordum. Tıpkı her yaşıtımın olduğu gibi. Yine oyuncaklarımda sarı ve lacivert yan yana olmayınca “bu ne biçim olmuş lan” diye kıran, yine bendim.
Hani futbol ile ilgisi olmayan arkadaşlar “neden bir takımı tutmak” diye sorarlar ya, bu satırlara kadar sırf bunu dile getirdim. Çünkü siz daha siyasal, fikirsel, dinsel hatta cinsel bir tercih yapmadan önce (daha erkek misin kız mısın onun bile farkında değilsin) çoktan bir takımın altında, birileri ile birleşiyorsun. Birileri ile bunun kavgasını veriyorsun. Dünya’nın her yerinde en büyük “parti” ne diye soracak olursanız, kesinlikle futbol partisidir ve çok fazla faydası olan bu “partinin” üyelerinden biri olmamak, şaşırtıcı gelişmelerden biridir.
Gelelim bizim içimizdeki yaraya…
Fenerbahçelilik, büyüdükçe maddi bir hal almaya başlayacaktır hayatımızda. O sevdiğiniz renkler için stada gideceksiniz, lisanslı ürün alacaksınız, hatta gücünüz yetiyorsa kulübe üye olacaksınız.
Bunların hepsi, ülkemizde %1′i bile bulmayan bir nüfusun yapabileceği yetiler… Ama ülkemizdeki 25 milyon Fenerbahçe taraftarı, krizlere, soygunlara, hortumlamalara ve iftiralara rağmen, halkın takımı olarak kurulan, binbir fedakarlık ile bir ilah olan bir aşk haline gelip, bugünkü halini almıştır.
Ancak günümüzde geldiğimiz nokta, Fenerbahçelilikten uzak para babalarının sömürüsüne meydan vermektedir.
Kar elde etmek için en düşük fiyatı 55 lira olarak belirlemek, basiretsizliktir. Ama sadece bu değildir. Fenerbahçeli olmayı bilememiş, şımarık, boş kontrata imza atamayan “milyon dolarlık eşşekleri” takıma doldurmak daha büyük basiretsizliktir. Üstelik bu sorun yıllardan beri gelmektedir.
Elinde sigara ile dolaşan Appiah, Rapajic, Guiza gibi kan emiciler.
Formamızı yere atan Tomas gibi dönekler.
“Kefen giyerim, GS forması giymem” diyen Baliçler.
Beşiktaş’da Fenerbahçe tarikatı kuran Mustafa Doğan, Rüştü, Ali Güneş, Nobre, Tayfur gibi “sözde profesyoneller”
Yine takımımızda bulunan Emre, Tümer gibi önce terbiyesiz sözler edip, sonra takımımıza gelenler…
Kazım Kazım gibi şımarıkça hareketlerde bulunanlar…
Kısacası, Fenerbahçeli olmanın bu olmadığı açıktır. Birileri bize Fenerbahçeliliği “emeğimizi sömürtmek” olarak belletmek istemektedir. Bu zihniyetin de arkasında Aziz Yıldırım’ı yağlayıp ballayan AKP’li yönetim üyelerinin olduğunu bilmek için kahin olmaya gerek yok.
Kısacası, ben artık sizin pazardan pazara izlediğiniz yalakaların takımını tutmuyorum. Benim takımım Lefterlerin ayaklarını patlarak top oynadıkları, Semih Yuvakuran’ın terbiyesi ile tutulan, hatta aşık olunan Fenerbahçedir. Gerektiğinde adabı ile rakibinin formasını giyecek, onunla tezahürat edecek, onun emekçilerine, ezilmişlerine yardımcı olacak Fenerbahçeliliktir. “Siyah çoraplılar”ın, kelleleri uğruna gönül verdiği Fenerbahçeliliktir.
Üç kuruş maaşının büyük bölümünü her hafta halı sahada, Fenerbahçe forması ile harcamaktan zevk duyan, halkımın Fenerbahçelilliğidir.
Yaşasın halkın Fenerbahçe’si…






